Stories of the Cosmos

Evrenin Öyküleri

Image: NASA / ESA / CSA / STScI — James Webb Space Telescope

ÖYKÜLERİN ÖYKÜSÜ

8 Ekim 2026

Henüz bu konular yazılıp çizilmemişken, evrene merak sardım. O zamanlarda ne Hubble vardı ne James Webb ne de diğerleri. Tabii henüz Büyük Patlamayı gözlemlemeye de çok zaman vardı, derin uzayı keşfetmeye de. Evrenin yapısını öğrenip, gezegenimizdeki canlılarda ve biz insanlarda aynı maddelerin olduğunu öğrenmemize de. Aslında çok da uzun bir zamandan söz etmiyorum. Belki bir ömre sığdı bu gelişmeler. Ama en başa dönecek olursak, ilk insanın karanlık gecelerde yıldızlara bakıp düşünmeye başlaması bizleri bu aşamaya getirdi diyebiliriz. İlk uygar topluluklar yıldızların hareketlerini izliyorlardı, takım yıldızları keşfetmişlerdi. O zaman daha teleskop bile yoktu. Uzun yolculuklara çıkanlar yıldızlara, güneşe, aya bakıp yönlerini buluyorlardı. Bizim gibi trafik tabelalarına bakarak değil.

İşte ben merak ettikçe öğrenmek istedim. Bir zamanlar çok iyi olan Bilim Teknik Dergisi vardı ve her ay bir gökyüzü haritası verirdi. Hiç kaçırmazdım. Tercüme de olsa makaleleri de içerek okurdum. Sonra oğlum Amerika’dan basit bir teleskop ve gök yüzünü anlatan haritaları, çizimleri olan kitaplar getirdi. Ve doğum günümde bana bugün hâlâ kullanabildiğim bir dürbün hediye etti. Henüz lisedeydi.

O kitaplar, o haritalar, o teleskop, o dürbün ufkumuzu nasıl açtı anlatamam. Hele takım yıldızları bulmak için kitabı veya haritayı nasıl tutup bakacağımı bilemediğimden, çözümü onları yere koyup etraflarında dönmekte bulduğum geceyi hiç unutamam. Bir de baktığım çok parlak yıldızın Sirüs olduğunu anlayınca, gidip oğlumu uyandırıp ona da gösterdiğimde sevinçten birbirimize sarılıp zıpladığımız geceyi.

Bugün hâlâ evrene ait bilgileri sürekli izleriz. Tabii oğlum dil bildiği için daha çok ve çabuk öğreniyor ama benimle de paylaşmayı hiç unutmaz.

Hukuk kariyerimi bırakıp resim yapmaya, resimle yaşamaya karar verince, tabii öncelikle resim yapmayı öğrenmem gerekti. Ama bir ara bir de baktım COSMOS resimleri yapıyorum. Bir sergime UFKUN ÖTESİ ismini vermiştim.

Sonra portrelere, atlara, kedilere, çizilip boyanabilecek, ustalık isteyen işlere merak sardım. Döndüm dolaştım yine COSMOS’ta buldum kendimi.

Uzun seneler boyunca yaz akşamları gök yüzünü izlerken, takım yıldızları arayıp bulurken hep şöyle bir düşünce gelirdi aklıma; “Oradan da birisi bakıyorsa göz göze gelir miyiz acaba?” Bu düşünce beni heyecanlandırırdı.

Ama artık biliyoruz ki, COSMOS’ta bizim gibi canlılar evet olabilir, ama COSMOS bizim aklımızın alamayacağı kadar büyük ve yapımızla ve teknolojimizle bugün için asla başka bir gezegene ulaşma şansımız yok hele de evren durmadan genişlediği için, öyle bir an gelecek ki deniyor, belki de hiçbir Galaksinin ışığını bile görmemiz mümkün olmayacak. Bugün bile ışıkları bize milyarlarca yılda geliyor. Onları gördüğümüz zaman aslında belki çoktan yok oldular. Ya bir kara delik yuttu ya süpernova oldular ya da öldüler ve yeni yıldızlara malzeme oldular.

Ben hayal edemeyeceğimiz büyüklükteki bu yapıdaki belki tek gerçekliğin sürekli devinim olduğuna inanıyorum. Doğum, yaşam, ölüm ya da şekil değiştirme. Bu sonsuz hareket içinde ressam aslında sadece anları yakalayabilir. Bir duruş, bir bakış, bir an… Sadece bir ânın resmini yapabiliriz. Galaksiler ve nebulaların da öyle, bize ulaşan bir ışık bizi heyecanlandırır, hayal gücümüzü tetikler.

3 yıldan fazla zamandır COSMOS resimleri yapıyorum. Sürekli büyük teleskoplarımızın yayınladığı galaksi ve nebulaların fotoğraflarını inceliyorum. Yapılarını okuyorum. Aklım bilimde, ama hayal gücümü serbest bırakıyorum ve adeta o görüntüleri kendim yaşayarak yorumluyorum. Tabii bir de hepsine bir isim koyup bir de hikâye yazıyorum. Öyle bir kaynak ki neredeyse sonsuz denilebilir.

Ve bir de insanın evrendeki yerini aradığını düşünüyorum. Biz neyiz, neredeyiz, bu koskoca evrende yalnız mıyız, bize benzeyen canlılar var mıdır, onları görsek tanır mıyız, onlar bizi tanır mı, birbirimizi tanıdığımızı varsaysak nasıl anlaşırız vs.

Ve son olarak ben COSMOS’un bir parçası olduğum, bu harikulade yaşama kısa bir süreliğine de olsa doğduğum, katıldığım ve bu bilince sahip olduğum için kendimi çok şanslı buluyorum. Ve bin yıl sonra insanın COSMOS hakkında öğreneceklerini deli gibi merak ediyor, ölümlü olduğuma bu nedenle isyan ediyorum. Hatta Andromeda Galaksisinin Milky Way ile çarpışmasının bile nasıl olacağını merak ediyorum.

Cosmos resimlerime isim bulup hikâyeler yazarken, neden bunu kısa hikâyeler olarak kaydetmiyorum diye düşündüm. İşte ÖYKÜLERİN ÖYKÜSÜ. Eğer zaman bulup bu işe devam edebilirsem belki bastırırım, kim bilir belki de ilk olur. Yağlıboya COSMOS resimleri ve Uzay Felsefesiyle birlikte öyküleri.

The Weaver of Stars / Yıldızların Dokumacısı

The Red Flower / Kırmızı Çiçek

A Cosmic Embrace / Kozmik Kucaklaşma

The Lone Traveler / Yalnız Yolcu

Born of Fire / Ateşten Doğanlar

An Embrace Open to the Cosmos / Cosmos’a Açılan Kucak

Father God? / Tanrı Baba mı?

An Ode to Power / Güce Güzelleme

From Darkness to Light / Karanlıktan Aydınlığa